İlginç bağlantılar

Temmuz 7, 2008

Bugün açıklanacağı söylenen ancak bana göre açıklanması bir kaç gün gecikecek olan Ergenekon İddianamesi’nin bazı bölümleri “Yandaş medyaya” ufaktan sızdırılmaya başlanmış.
İddianamenin bazı bölümlerini gören bir gazeteci kardeşim aynen şöyle dedi:
“Abi gördüğüm bölümler çok önemli iddialar içeriyor ve sağlam gibi duruyor. Tamamından ne çıkar bilemem. Çünkü bir kaç bin sayfa var. Ama bir kısmı çok inandırıcı”
Doğrusunu isterseniz bu konuda ne fikir, ne de bilgi sahibiyim.
Ancak tek bir korkum var.
Ergenekon’da adı geçenlerden bazıları ile ben ve pek çok meslektaşım yıllardır uğraşıyoruz.
Bunların devlet içine sızmış çeteciler olduğundan, devletin adını ve geçmiş pozisyonlarını kulanarak menfaat temin ettiklerinden, kirli ilişkilere bulaştıklarından fazla bir şüphemiz yok.
Korkum; sulandırılmış, siyasileştirilmiş bir soruşturma nedeniyle kim olduğu sizce de malum olan tiplerin bu olaydan sıyrılmaları.

Amiral Özden Örnek’in ilginç bağlantıları

Ergenekon soruşturması, hepimizin artık öğrendiği üzere Oramiral Özden Örnek’in Nokta dergisinde yayınlanan günlüklerindeki iddialar temel alınarak yürütülüyor.
Özellikle işin “Generaller”le ilgili kısmında Oramiral Özden Örnek’in günlüklerinin rolü büyük.
Soruşturma kapsamlı bir şekilde yürütülüp, ilgi alanı sürekli genişlerken, günlüklerin sahibi Özden Örnek’in şimdiye kadar, en azından bilinği kadarıyla savcılığa çağrılmamış ve günlüklerle ilgili fadesine başvurulmamış olması, aralarında benim de bulunduğum pek çok kişi tarafından “İlginç” bulundu.
Bu gibi olaylarda tesadüflere çok da inanmadığım için, küçük çaplı bir soruturma yaptım.
Ve Oramiral Özden Örnek’le ilgili çok ilginç bazı bulgulara ulaştım.
Biliyorsunuz, Oramiral Özden Örnek’in kamuoyunca tanınan bir oğlu var.
Yönetmen-yapımcı Tolga Örnek.
Tolga Örnek bir dönem çektiği film-belgesellerle halkın önüne çıkmıştı.
Tolga Örnek’in çektiği en bilinen iki film-belgesel 2003 yılında gösterime giren Hititler ve 2005 yılında gösterime giren Gelibolu’ydu.
Oramiral Özden Örnek’in oğlu Tolga’nın çektiği Hititler filminin sponsorları arasında İMKB, Çalık Holding, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, THY, İstikbal ve Nur İnşaat gibi kuruluşlar yer alıyordu.
Amiral’in oğlu Tolga Örnek’in diğer filmi Gelibolu’nun sponsorları arasında dikkat çekenler ise şöyleydi: Çalık Holding ve İstikbal.
Şimdi diyeceksiniz ki, “Ne var canım bunda. O filmlerin başka sponsorları da vardı.
Doğru.
Bu yüzden soruşturmamı biraz daha derinleştirdim.
Ve çok ilginç  başka bir bulguya daha ulaştım.
Çalık Holding yani kamu bankalarının parasıyla Sabah ve ATV’yi alıp iktidarın emrine tahsis eden grup, 2004 yılının Mayıs ayında Çalgaz Doğalgaz Dağıtım Pazarlama Taşımacılık Sanayi ve Ticaret A.Ş. adında bir şirket kurmuştu.
Şirketin ortakları Çalık Enerji, Ahmet Çalık, yine Çalık’a ait Altındağ Yatırım, Aksel Goldenberg, Ruben Goldenberg ve Aşer Goldenberg yer alıyordu.
Büyük bölümü ve yönetimi Çalık Grubuna ait Çalgaz A.Ş., 20 Haziran 2005’te adını değiştirdi ve Naturelgaz Sanayi ve Ticaret A.Ş. ünvanını aldı.
Ve sıkı durun şirketin yönetim kurulu üyeliğine Çalık Enerji’yi temsilen Oramiral Özden Örnek’in diğer oğlu, Burak Örnek getirildi. İlginç bir buluşma değil mi?!
İlginçlik bu kadarla da sınırlı değil.
Aynı şirkette Başbakan’ın damadı Berat Albayrak  1. derece imza yetkisiyle danışmanlık yapıyor.
Nokta Dergisi’nin eline nasıl geçtiği hala anlaşılamayan “Darbe günlükleri”nin yazarı Oramiral Özden Örnek’in oğulları, iktidar tarafından medya sahibi yapılan ve bu dönemde rafineri lisansı almayı başaran Çalık Grubu’nun şirketleriyle son derece içli dışlı.
Doğrusunu isterseniz ilginç bir “Tesadüf”
Tabii başka tesadüfler de var ama bence bunlar kadar önemli değil.
Mesela Başbakan’ın oğlu, Tolga Örnek’in Kalendar Orduevi’nde yapılan düğününün davetlileri arasında(Bu bilgi o dönem basına da yansımıştı).
Değerli okurlar Türkiye’de çok garip şeyler oluyor.
Hem de çok garip

F. Altaylı

Cemaat medyasının dumanlı havası

Temmuz 6, 2008

Ama şimdilerde, 1990’ların sonuna kadar geçerliliğini koruyan medya sahipliği düzeninin bile 2000’ler sonrasında ortayla çıkan yeni medya sahipliği düzeninden daha “ehven-i şer” olduğunu görmeye başladık. Zira 2000’lerin başına kadar güçlenen “holding medyası”, artık yerini yavaş yavaş “cemaat medyası’na terk ediyor. Aman yanlış anlaşılmasın “medya cemaatlerin eline geçti laiklik elden gidecek” kaygısından kesinlikle söz etmiyorum. Temel sorun ve çelişkinin bu olmadığını düşünmem bir yana, elinde ıstampayla gezip ağzından “La” hecesi çıkan herkesin alnının ortasına “laikçi-ergenekoncu” kaşesi basan arkadaşların hedefi olmayla da niyetim yok. Söylemek istediğim kısaca, cemaat medyasının çıkar ilişkilerinin holding medyasının çıkar ilişkilerinden çok ama çok daha kalın bir sis perdesinin arkasında bulunması, bu nedenle sözünü ettiğim sakıncaları çok daha derin biçimde ortaya çıkartmasıdır.

Şöyle örnek vereyim: Diyelim ki Hürriyet gazetesinde İstanbul Belediyesi aleyhine çıkan haberler gördük. Hemen arkasından birkaç rakip dergi, gazete veya televizyon kanalında, veya medya sitesinde Hürriyet’in bu çıkışının Hilton arazisiyle ilgili olduğunu, Doğan Grubu tarafından satın alınan sözkonusu arazinin imar planlarının değiştirilerek büyük bir rant elde edilmek istendiğini, bunun için de belediyeye baskı yapıldığını okuyabiliyoruz. Bazen bunu tahmin ediyoruz, bazen biliyoruz.

Veya diyelim ki Çukurova Holding yönetimindeki Türkcell’in hizmetleriyle ilgili bir haberi, Akşam gazetesinde veya Show TV’de görmek bizi artık şaşırtmıyor. Çünkü bunların grup gazetesi, grup televizyonu olduğunu artık herkes biliyor.

Tabii bu durumu gazetecilerin veya medya işini kafaya takmış birkaç okuyucunun bilmesi, konuyu herkesin bildiği anlamına gelmiyor. Okuyucu ve izleyici çoğunluğunun burada haksızlığa uğradığını ve uğramayla devam ettiğini kabul ediyoruz. Şimdi bu haksızlığı bir tarafa koyup, benzer başka bir duruma bakalım…

Son dönemde, TMSF eliyle veya başka yollarla el değiştirmiş veya başlangıçtan itibaren cemaat yayını olarak kurulmuş medyalara bir göz atalım. Son söylediğim grup için Zaman gazetesi iyi bir örnek. Zaman gazetesi, Samanyolu televizyonu, Cihan Haber Ajansı ve diğerleri oldukça büyük bir medya grubunun üyeleri. Bu grubun bir kişiye veya aileye değil, “Fethullah Hoca Efendi Cemaati” olarak bilinen gruba ait olduğu, bu grup tarafından kurulduğu ve büyütüldüğü söyleniyor.

Şimdi diyelim ki Zaman’da Kaz Dağları’nda altın aranmasına karşı çıkanlarla ilgili bir haber yapıldı. Haberde, bu işe karşı çıkanların ekonomik gelişmeyi baltaladığına vurgu yapılarak Kaz Dağları’nda altın arama faaliyetlerine açıkça destek veriliyor. Hatta tek bir haberle yetinilmeyip bu tavrı sürdüren bir dizi haber de yapılıyor. Peki bu durumda biz bu gazetenin Kaz Dağları’nda altın çıkartılmasını destekleyen haberlerinin cemaatin tercihleriyle bir ilgisi olup olmadığını biliyor muyuz? Hayır, bilmiyoruz. Peki öğrenebiliyor muyuz? Hayır, öğrenemiyoruz? Peki öğrenme şansımız var mı? Hayır, yok.

Bir başka örnek daha verelim. Diyelim ki yine Zaman’da İstanbul’daki kentsel dönüşüm projelerini destekleyen haberler çıkıyor. Bu haberler gerçekten objektif gazetecilik kriterlerine uygun olarak mı yapılıyor, yoksa cemaatin tercihlerine uygun olarak mı? Mesela Fethullah Hoca Efendi Cemaati’nden işadamları bu kentsel dönüşüm projelerine giriyorlar mı? Giriyorlarsa bunlar kimler? Bu ihalelere giren kişiler gazetenin yazı işleri kararlarını etkiliyorlar mı? Ne ölçüde etkiliyorlar? Bu soruların cevabını biliyor muyuz? Hayır. Cevabını alma şansımız var mı? Hayır.

Şimdi bir de soruları tersten soralım. Kaz Dağları’nda altın arayan veya aramak isteyen şirketlerin sahiplerinin bu Fethullah Hoca Efendi Cemaati’ne yakın olup olmadıklarını bilebilir miyiz? Elbette bilemeyiz. Peki kentsel dönüşüm işlerine giren şirketlerin bu cemaatten olup olmadıklarını bilme şansımız var mı? Elbette yok!

Burası özgür ve demokratik bir ülke. Hiçkimse manevi tercihleri nedeniyle fişlenemez ve ayırıma tabi tutulamaz. İşte bu nedenle bu “manevi” tercihlerin maddi kazançlara dönüşüp dönüşmediğini asla bilemeyiz. Değil mi?

Evet, Aydın Doğan’ın veya Mehmet Emin Karamehmet’in kaç tane şirketi var, bunları biliyoruz. Bilmeyenler de İstanbul Ticaret Odası’nın kayıtlarını açıp bakabilirler. Halka açık tüm şirketlerin ortaklık yapıları SPK veya İMKB’den bulunabilir. Bu şirketler devletten, belediyeden ne ihale aldılar, nerede altın, nerede maden aradılar, hangi markaları ithal ediyorlar, ne ihraç ediyorlar, hangi uluslararası şirketlerin temsilciliklerini yapıyorlar hepsini -tam olmasa da- büyük oranda öğrenme şansımız var. Buradaki çıkar ilişkilerini çözmeye kalktığınızda açık ve resmi kayıtlar sizi büyük ölçüde bir sonuca ulaştırıyor.

Peki diğer taraf? “Maalesef” diyemiyorum, çünkü bu hepimizin bireysel özgürlük alanını ilgilendiren bir konu; manevi tercihlerimizin kaydedildiği İstanbul Ticaret Odası gibi bir oda yok. Kimse kimsenin cemaatinin veya tarikatinin çetelesini tutmuyor. Ama diğer yandan manevi ilişkilerin maddi çıkarlara dönüşüp dönüşmediğinin kayıtları da ortaya çıkamıyor. Ve cemaatler de bu “özgürlük alanını” maddi çıkar için sonuna kadar kullanabiliyorlar.

İşte “cemaat medyasının çıkar ilişkilerinin holding medyasının çıkar ilişkilerinden çok ama çok daha kalın bir sis perdesinin arkasında bulunması”ndan kastım da tam bu… Çok sayıda kişi ve en küçüğünden en büyüğüne çok sayıda firma, kanıtlanması mümkün olmayan ilişkiler, yazılı hale getirilmeyen anlaşmalar, “low profile” organizasyonlar, tanımlanamayan çıkarlar…

“Cemaat medyası” bugün artık “holding medyası”ndan daha ürkütücü bir duruma geldi ve geliyor. Çünkü cemaat medyasında ne zaman, kim tarafından, ne amaçla manipülasyon yapıldığı daha kalın bir sis perdesinin arkasında kalıyor.

Cemaat medyasının hükümetle veya belediyelerle olan ilişkileri belirsiz. Kim kimi ne kadar etkiliyor veya yönlendiriyor belirsiz ve her zaman da belirsiz kalacak…

Holdinglerin manipülasyonlarına karşı sütten çıkmış ak kaşık edasıyla “medyada etik” işlerinin dibine vuran cemaat medyası yöneticileri acaba dışarıdan bakıldığında böyle göründüklerinin farkındalar mı? Yoksa onlar da ortaya çıkan bu havadan memnun mu? Belki de bu dumanlı havanın zamanla her yeri kaplamasını tercih ediyorlardır. Kimbilir!..

medyakronik.com

Hello world!

Temmuz 6, 2008

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.